Bir pazar geyiği…

Bir “an” ı çok sevdiğimde, kafamı gömüp, onun içinde kalmak istiyorum… Herkese bir özel güç dağıtılacak olsa, herhalde zamanı durdurabilmeyi seçerdim… Hayatın gözümüzün önünde sıradanlaşıp, akıp gitmesine sinir oluyorum… Peki bunu durdurmak adına ya da en azından yavaşlatmak için ne yapıyorum dersiniz? Koca bir hiç! Sadece seyirciyim bu aralar…

Aslında bir sürü şey yapılabilir … Daha bakımlı olabilirim mesela, spora gidebilirim, yediklerime dikkat edebilirim, insanlarla daha sık program yapıp sosyalleşebilirim, daha çok eğlenebilirim, çılgınlıklar yapabilirim, çıkıp yağmurda yürüyebilirim, daha sık hatrını sorabilirim arkadaşlarımın, yeni insanlarla samimileşebilirim, daha verimli olabilirim işimde, daha çok çaba sarf edebilirim, ertelediğim işleri bugün tamamlayabilirim, daha çok sevebilirim, sevdiğimi daha sık gösterebilirim, sürprizler yapabilirim insanlara, tatile gidebilirim, günü birlik bile olsa uzaklarda keyif çatabilirim, evde mumlarımı yakıp şarabımı yudumlayabilirim, farklı türlerde romanlar okuyup, farklı dergileri karıştırabilirim, saçma sapan konularda bilgimi arttırıp, yeni muhabbetlere ortak olabilirim, tekne turuna çıkabilirim, yeni restoranlar deniyebilirim, hatta yeni mutfaklara ağırlık verebilirim, yemek yapabilirim, yeni tatlılar pişirip insanları mest edebilirim, okula devam edebilirim, vakıflarda gönüllü olabilirim, alışverişe çıktığımda farklı dükkanlara girebilirim, çamaşır deterjanımı ayda bir değiştirebilirim, İstanbul’u bir turist gibi gezmeyi deneyebilirim… Ve liste uzar gider…

Kısacası hayatı doldurmak, doya doya yaşamak adına yapabileceğim öyle çok şey var ki…

Peki neden hep aynı kısır döngünün içindeyim? Neden hep aynı yerler, aynı insanlar, aynı yemekler, aynı tarifler?

Çünkü daha kolay…

Yenilik her zaman daha zor. Yeni olan her zaman daha çok emek istiyor.

Nasıl araba kullanmayı ilk öğrendiğimde, her sürüş külfet geliyorduysa, her adımımı düşünerek atmam gerekiyorduysa, yeni bir insanla yakınlaştığımda, yeni bir yere gittiğimde, yeni bir yemek denediğimde, yeni bir işe başladığımda da bir adaptasyon sürecinden geçmem gerekiyor. Ve bu da hiç işime gelmiyor…

Şimdi, şöyle bir çıkmaz oluştu.

Aynılıktan sıkılıyorum. Yeni şeyler denemek istiyorum. Ama her yeni bir işe el attığımda, geriliyorum ve bir alışma sürecinden geçmeden keyif almaya başlayamıyorum. Dolayısıyla ben alışıp, keyif çatabilecek kıvama geldiğimde, yeni şey eskimiş oluyor… Ve ben yine sıkılmaya başlıyorum…

Çık işin içinden çıkabilirsen…

Mantık dersinden neredeyse kalıyor olmama şaşmamalı… Ben bu gidişle ancak kafa yorarım, yorumumu yazarım, sonra da her zaman gittiğim cafeye gidip, her zamanki kahvemi ısmarlar, yudumlarken kafa yormaya devam ederim…

İşte sana kusursuz bir kısır döngü… Diğer adıyla, hayat…

Kısır Döngü

Yazar: Şeyma Çavuşoğlu

Şeyma, Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdikten sonra, Koç Üniversitesi’nde psikoloji okudu. Ardından La Salle Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamladı. Bir süre psikoterapi, eğitim ve grup çalışmaları yaptıktan sonra, akademik dünyaya geri dönmeye karar verdi. Şu an Lesley Üniversitesi’nde Yaratıcı Sanat Psikoterapileri alanında doktora programında tez aşamasında, equanimity (eşgörü) deneyiminin sanat ile ifadesini araştırıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s