Bir pazartesi klasiği…

Herşeyin bir zamanı ve bir yeri var… Her adetimiz, alışkanlığımız, zevkimiz, ancak doğru zaman ve mekan sağlandığında bir anlam ifade edebiliyor. Öyleyse hayatın tek düzeliğinden neden şikayetçiyiz?

Bence insanların beklediği en büyük ödül hayatını anlamlı geçirebilmek. Peki bu ne derece mümkün? Hayatımızın taşlarını yerine oturttuğumuzu hissetmemiz için illa Angelina Jolie gibi hem koca bir aile kurup, hem başarılı bir kariyer sahibi olup, hem de dünyayı kurtarmaya kendimizi adamamız mı gerekiyor? Sadece küçük çevremiz içinde kalıp, büyük hedefler ve büyük sevinçler peşinde koşmadan da tatmin olamaz mıyız?

Bazen kafam duruyor. Düşünemez oluyorum. Aslında öyle çok istiyorum ki durmadan bir şeyler üretmeyi… Ama tıkanıyorum bazen. Yazı bile yazamıyorum… Peki bu “çok başarılı” insanlar hiç mi duraksamıyorlar?

İnsan pili bitince nasıl yeniden şarj olur? Dinlenmeye kalksam, işler kafamı kurcalıyor. İşlere dalsam, kendimi unutuyorum. Kendimle ilgilensem, sevdiklerime zaman ayıramıyorum. Sevdiklerimle vakit geçirsem, yapmak istediklerim eksik kalıyor… Ve tıkanıyorum. Hayatımda hem gürültü istemiyorum, hem de büyük patlamalar bekliyorum… Peki ben şu kısa hayattan ne istediğime nasıl karar vereceğim? Ve daha da önemlisi elimde olmayan şartları nasıl lehime çevirip kafama eseni yapacağım?

Bir de, gün içerisinde değişen ruh halim var uğraşmam gereken… Bir mutlu, bir mutsuz… İnsan nasıl dengeler hislerini?

Aslında mümkün… Kendimi depresif hissettiğim zamanlarda, kendime bu durumun geçici olduğunu hatırlatmam gerekiyor. Ve bir de neşelenecek ya da kafamı dağıtacak bir meşgale bulmalıyım. Sonra zaten kara bulutlar dağılıveriyor. Çokta zor değil aslında… Sadece, bazen insanın içinden gelmiyor. Öyle zamanlarda da, bir arkadaşımın dediği gibi, bunalımımı dibine vurana kadar yaşamam gerekiyor. Demek ki o gün de öyle hissetmeye ihtiyacım varmıs… Sonuçta hayat her daim pembe çiçeklerle gelmiyor karşımıza… Elbette üzüldüğümüz, sıkıldığımız olaylar yaşayacağız. Ben de bunları kabullenip, üzüntümü de sıkıntımı da hakkıyla yaşamayı öğrenmeliyim…

Eninde sonunda geçiyor herşey…

Yazar: Şeyma Çavuşoğlu

Şeyma, Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdikten sonra, Koç Üniversitesi’nde psikoloji okudu. Ardından La Salle Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamladı. Bir süre psikoterapi, eğitim ve grup çalışmaları yaptıktan sonra, akademik dünyaya geri dönmeye karar verdi. Şu an Lesley Üniversitesi’nde Yaratıcı Sanat Psikoterapileri alanında doktora programında tez aşamasında, equanimity (eşgörü) deneyiminin sanat ile ifadesini araştırıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s