Derine indikçe uzar gider muhabbet…

Kaybettiğim bir şey var sanki… İçimde, kapanmayan bir boşluk… Ne olduğunu ne gündüz ne de gece çözemediğim bir bilmece… Hayata dair belki de aradığım… Ya da kendimle ilgili… Bir baykuşun uğultusu kadar cezbedici ve yavru bir kedinin sırnaşması kadar masum… Nereden alıntı yaptığımı anlamadan şekillendirdiğim bir hayat var elimde. Ne kadarını benim, ne kadarını başkalarının çizdiğini bilmediğim bir tablo… Düşündükçe daha da düşünür olduğum ama bir türlü tarifini bulamadığım bir tat…

Kimimiz çok derinlere açılmadan, sığ tarafından bir dalar çıkarız denize. Kimimiz büyük bir tutkuyla ve önüne geçemediğimiz bir merakla açılır da açılırız derinlere… Her çarpan dalgada daha da şahlanır, hızlanır, alamayız kendimizi açık denizlerin büyüsünden. Hangisindedir keramet ben de bilemiyorum. Ve, hala güvendeyken, ortalarda yüzüp geri dönmek mümkün müdür?

Korkuyorum bazen daldığım derinliklerden. Öyle bir yalnızlık ki getirisi bu açılmanın… Kimseyi göremiyorum yüzdükçe ve sahil iyice çıkıyor görüş alanımdan. İşte o noktada merak ediyorum, yanıma botuyla yanaşıp, can simidi atacak bir dost var mıdır? Biri benimle dalıp, benimle çıkar mı su yüzüne? Ve vurgun yemeden yeniden nefes alabilir mi ciğerlerimiz?

En kötüsü, o derinliklere daldığım anlarda birinin bana sahilden seslenmesi… Öyle çekilmez, öyle yapay görünüyor ki o zaman dünya gözüme… Ne diyeceğimi, ne yapacağımı şaşırıyorum. En çokta ne hissedeceğimi bilemez oluyorum. Hem yaşamakla yükümlü olduğum, az da olsa keyif alarak içine girdiğim bir hayat var, hem de içimde yaşattığım, büyük keyif alarak hayallerime soktuğum bir hayat… İkisi arasında gidip gelen ruhum mu, kalbim mi, yoksa aklım mı bilemiyorum. Ama üçünün de nerede daha mutlu olduğunu fark ettikçe kaçınılmaz sona doğru ilerlediğimi hissediyorum.

Keşke bir fenere rastlasam… Ona doğru yüzsem ve benden önce oraya varmış ve benden sonra varacak olan birkaç kişiyle karşılaşsam. Belki o zaman kana kana içerdim o keyiften ve sonra usulca dönerdim kıyıya…

Yalnızlık yaşaması en zor durumlardan biri… Paylaşmadan dayanamıyor insan keşfettiklerine. Ve sözüm benim gibi derinlere çılgınca bağlananlara: Elbet bir gün vururuz kıyıya, diğerlerinin arasına…

Yazar: Şeyma Çavuşoğlu

Şeyma, Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdikten sonra, Koç Üniversitesi’nde psikoloji okudu. Ardından La Salle Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamladı. Bir süre psikoterapi, eğitim ve grup çalışmaları yaptıktan sonra, akademik dünyaya geri dönmeye karar verdi. Şu an Lesley Üniversitesi’nde Yaratıcı Sanat Psikoterapileri alanında doktora programında tez aşamasında, equanimity (eşgörü) deneyiminin sanat ile ifadesini araştırıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s