Kendi sesini tanıyor musun?

Hani bir şeyi çok istersin… Ama öyle çok istersin ki… Hayalini kurar, onu bekler, onunla yatar, onunla kalkarsın. Ama bir türlü olmaz işler planladığın gibi. Ne yapacağını şaşırırsın, üzülürsün elbet, belki kızarsın ya da öfkelenir, hiddetlenirsin. “En son ne zaman istediğim oldu ki!” dersin… Sonra durur, düşünürsün. Nerede hata yaptığını, neden işlerinin ters gittiğini, hayatının hep böyle mi kalacağını… O sırada unutur gidersin elindekileri… Olmayana odaklanmış yitirirsin kabullenme yetini…

Günde kaç hayal kırıklığı yaşarız? Kaç kez yine olmadı diye yıpratırız sinirlerimizi, akıtırız göz yaşlarımızı? Peki ya biz istemeden, dilemeden, hatta hiç aklımızda bile yokken olanlar… Onları hangi klasöre depolar beynimiz? Onları nasıl algılar kalbimiz?

Zorluyorum ama bir türlü çıkamıyorum işin içinden. Neden her planladığım, istediğim, arzuladığım şey olamayınca bu kadar yıkılıyorum? Neden akışına bırakamıyorum?

Akışına bırakmak ne demek? Hiç etkilenmemek mi? Hiç plan yapmamak mı?

Hayat sen bir şeyleri planlarken olan ise neden bu denli yoruyorum kendimi sorularla? Hiç durmayacak mı beynim? Hep böyle sorgulamaya devam mı edecek? Yoksa yaptığım planlar boşa mı? Ama ben plan yapmadan duramam ki…

 O zaman ne yapmalıyım?

Sanırım psikolog olurken öğrenmekte en zorlandığım ve hala üzerinde çalıştığım o beceriyi devreye sokmalıyım: Sabretmek!

Kelimeyi yazarken bile sabırsızlanıyorum. Peki nasıl olacak bu iş? Nasıl sabredeceğim ben bu hayatta? Nasıl büyük hayaller peşinde koşarken küçük getirilerden memnun olacağım? Ve bu küçük getirileri nasıl görmeyi başaracağım?

Yetinmek olmamalı bunun tarifi… İnsan yetinmemeli elindekiyle. Hep gelişmek, daha çok yaratmak, daha çok başarmak, daha çok çalışmak olmalı hedefi… Ama kendini ihmal etmeyerek! İşte bu atladığım… Sorularıma cevap değil aslında tek aradigim. Aradığım huzur. Huzurda kendimle barışarak olabilir ancak…

Kendime zaman ayırmalı, kendimi unutmamalı, kendimi tanımak için çaba sarf etmeli, kendime özen göstermeliyim. Peki nereden başlayacağım? Tabi ki hayatta en sevdiğim şeyden… Dinlemekten. İçimdeki sorularla, endişelerle, planlarla, hayallerle, kabuslarla savaşmak yerine, onları tek tek karşıma alıp, sabırla dinleyeceğim… Böylece sabretmeyi de daha iyi öğreneceğim. Zamanla kafamı kurcalayanlar da rahatlayacaklardır elbette… Ve ben de nihayet kendi sesimle tanışmış olacağım…

Yazar: Şeyma Çavuşoğlu

Şeyma, Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdikten sonra, Koç Üniversitesi’nde psikoloji okudu. Ardından La Salle Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamladı. Bir süre psikoterapi, eğitim ve grup çalışmaları yaptıktan sonra, akademik dünyaya geri dönmeye karar verdi. Şu an Lesley Üniversitesi’nde Yaratıcı Sanat Psikoterapileri alanında doktora programında tez aşamasında, equanimity (eşgörü) deneyiminin sanat ile ifadesini araştırıyor.

One thought on “Kendi sesini tanıyor musun?”

  1. guzel ruhunu yansitip bu muthis yazilari bizlerle paylastigin icin tesekkurler…
    herkesin zihnindeki dusuncelerinden daha da derine ulasmasini ve hayata farkli bakmasini sagliyorsun.. nefis olmus kusum 😉

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s