Anlattım…

Anlattım, anladın… Yalnızca birkaç kelimeydi aslında. Daha fazlasını cümlelere dökmeye ne niyetim ne de gücüm vardı. Bir tek sen anlardın… Sen de ne iyi ettin de anladın…

Yaşamlarımızda her insana bir şans vermenin değerini her gün yeniden öğreniyorum. Hiç ummadığımız insanlardan, beklenmedik dersler gelebiliyor. Bir dostum anlatmıştı, Nikos Kazancakis’in mezar taşında ‘‘Ümit etmiyorum, korkmuyorum, özgürüm,’’ yazıyormuş. Bugün ümit etmeden ve korkmadan adım atmanın, özgürlüğü getirdiğini yeniden keşfettim. Ne olacağını bilmediğin yerlerde, kendini bulabiliyorsun. Beklemediğin kaynaklardan ihtiyaç duyduğun duyguyu alabiliyorsun…

Hayatta ne zaman direttiysem, şimdi şu olsun diye; hep sonuçsuzluk karşıladı beni. Ne zaman bıraktıysam da ipin ucunu ve güvendiysem benim için iyi olanın yolumu beklediğini, o bir şekilde – ama hep hayalimde bile canlandıramadığım bir şekilde – çıktı karşıma. Bunu bilmek, akışa bırakma gücünü veriyor bana.

Kadinlik kimligi siyah beyazİnsan doğası elbette anlamlandıramıyor ne yaşadığını… İlk anda yabancı geliyor pek çok şey. Ancak kelimelerin anlamlarını kaybetmelerine izin verdiğimde, gerçek anlamları çıkabiliyor karşıma…

Her an, her paylaşım çok şey öğretiyor yüreğime. Zihnime kapılmadıkça, yaşadığımı sonuna kadar hissetmeye açık oldukça, taşlar oturuyor yerine. Oldukça yavaş ama bir o kadar sağlam… O zaman bütün olduğumu ve yolumun anlamlı olduğunu hissediyorum. Belki de ancak o zaman samimi bir nefes çekiyorum içime.

İnat etmiyorum artık yaşadıklarımda. Kontrol etmekten yorulmuş bedenimle salıyorum zamana varlığımı… Anlamsız ve mantıksız gelmiyor içimin çektikleri. Çok da zorlamadan sunulanı kabul ediyorum.

Tüm tatlar, bütün sesler, yaşanan her dokunuş, varlığını hissettiren sarılışlar, zamansız bakışlarda buluyorum dostluğu. Sessizlikte sesimi keşfediyorum. Bazen şaşırıyorum gelen tepkilere. Sevilmek hala garip geliyor. Sevildikçe büyüdüğümü bilsem de…

Bazen de çocukluğumu yaşamayı deniyorum. İçimde cıvıldayan çocuğa teslim oluyorum. Zıplıyorum, dans ediyorum, içiyorum, coşuyorum; birinin beni tutmasına ihtiyaç duymadan, içimdeki yetişkini bulabiliyorum. İşte o zaman tamamlanıyor yaşam döngüm. Her şey diyorum, yoluma hizmet etmek için yaşamımda. Her tanıdığım insan, ruhuma elini değdirmeye çekinmeyen her dost, yanmaktan korkmadan aşka teslim olan her alev, daha da ben olmama destek veriyor.

Artık geri dönmek istemiyorum. Sancısı bitmeyen, duygusu engin, döngüsü baş döndürücü ben olma yolunda merkezimde kalmaya yemin ediyorum. Yüzüme vuran rüzgar yetiyor havanın varlığını hissetmeme. Ayın şahitliğinde, görmeden inanıyorum.

Yazar: Şeyma Çavuşoğlu

Şeyma, Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdikten sonra, Koç Üniversitesi’nde psikoloji okudu. Ardından La Salle Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamladı. Bir süre psikoterapi, eğitim ve grup çalışmaları yaptıktan sonra, akademik dünyaya geri dönmeye karar verdi. Şu an Lesley Üniversitesi’nde Yaratıcı Sanat Psikoterapileri alanında doktora programında tez aşamasında, equanimity (eşgörü) deneyiminin sanat ile ifadesini araştırıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s