Pişmanlıklar… Bir Nevi Araf.

Hazırım pişmanlıklarımla yüzleşmeye… Öyleyse senin bu yazıyı okumanın vakti geldi.

Pişmanlıklar nasıl silinir hayatta? İnsan yaptığı hataları, ödediği bedelleri nasıl sineye çeker? Nasıl affeder kendini? ‘‘Kafam karışıktı, doğruyu bulamamıştım, kendimle barışmamıştım, öfkem bana hükmediyordu…’’ Sebebi ne olursa olsun, insan yaşamına, sevdiklerine, kendine, bedenine, zihnine ve o parlayan ruhuna verdiği zararlara rağmen iyiliği bulabilir mi? Bir güzellik üç çirkinliğin üzerini örtebilir mi? Örtmeli mi?

Pişmanlık geçmişe ait bir duygu derler. Geçmişte debelendikçe insanın içine işler, insanı işlevsizleştirir. Bugün yaptığımız seçimler ise bugün olduğumuz insanı belirler. Peki, insanın algısında yalnızca bugün var olabilir mi? Yapılan hataları üst üste yığıp, dünyanın en hızlı arabasına binip, arkasına bile bakmadan uzaklaşabilir mi insan? Yazıldığı kadar kolay mı?

Kendini bulma yolunda iki ileri giderken, durmadan önüme çıkan bir geri gitme ritminde hep pişmanlıklarım ayağıma takılıyor. Takıldıkça da daha çok pişman olacağım şeyler yapmaya devam ediyorum. Sanki içim böyle zamanlarda arınmayı reddediyor. Olduğum gibi kalmak da istemiyorum ama ileri de gidemiyorum. Tıkanıklık hissi işte böyle bir şey…

StarsBöyle zamanlarda yıldızlara ve aya çeviriyorum gözlerimi… Bir işaret, bir ışık arıyorum. İçimdeki ışığa yeniden kavuşmamı sağlayacak dinginliği bekliyorum. Bekleyemediğimde de kendimi uyuşturuyorum, duyarsızlaştırıyorum. Zorunluluklar denizinde boğulmadan yüzmeye çabaladıkça, sanki daha çok dibe batıyorum. Sonra hiçbir şeyi takmaz oluyorum. Ama o da yetmiyor… Çünkü içimde bir parça her şeye rağmen umursuyor. Bundan daha fazlası için yaratıldığımı biliyor. O parça beni yaşama bağlıyor.

Sessiz bir gecede üzerimdeki örtüyü kaldırıyorum. Yataktan çıkıp nefes almak için yürümeye başlıyorum. İçim sıkışıyor… Sanki karanlık içime doluyor. Işığımı bulamadıkça, daha da çıkılmaz geliyor o ıssız kara gece…

Her gecem elbet gündüze dönüyor. Yeniden buluşuyorum masmavi gökyüzüyle… İstiyorum aslında. Yalnızca bunu devam ettirecek gücü ve cesareti her zaman içimde bulamayabiliyorum.

Karşıma çıkan her canlı bana bir şeyler öğretiyor. Dinledikçe aklım yeni fikirlerle şenleniyor. Susmaktan vazgeçiyorum ve yazmak yeniden bir yaşam biçimine dönüyor. Yazdıkça kalemim sızıma ortak oluyor. Kelimeler acımı anlatıyor. İçim sanki cümlelerimde akıyor, kanıyor, azalıyor… Her şey ufuk çizgisinden olduğum ana doğru bütünleniyor; parçası olduğum bu evrenin içimdeki bağlantı noktasına dokunuyor. Usulca gülümsemeye başlıyorum. ‘‘Aslında o kadar da kötü değil,’’ diyorum.

Sanırım sırtımı rahatça arkama dayamadan önce kıvranmam gerekiyor. Belki de bu varoluşsal acı yolumun bir parçası. Gidip geldiğim boyutlar bu dünyada dengelenmemi bekliyorlar. Şimdilik ne bu dünyadan kopabiliyorum, ne de bu dünyaya ait hissedebiliyorum…

Yazar: Şeyma Çavuşoğlu

Şeyma, Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdikten sonra, Koç Üniversitesi’nde psikoloji okudu. Ardından La Salle Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamladı. Bir süre psikoterapi, eğitim ve grup çalışmaları yaptıktan sonra, akademik dünyaya geri dönmeye karar verdi. Şu an Lesley Üniversitesi’nde Yaratıcı Sanat Psikoterapileri alanında doktora programında tez aşamasında, equanimity (eşgörü) deneyiminin sanat ile ifadesini araştırıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s