Anne, baba, size benziyor muyum?

What do you think?!@#*

 

“Sevmediğim biri”ne bir ışık yaktım dün gece… Ve gerisi kendiliğinden geldi… Anladım ki, önyargılarımı rafa kaldırıp, at gözlüklerimi masama koyup bakarsam karşımdakine, onun nasıl biri olduğunu daha net görebilirim. Hatta, kim bilir, onu sevmeye bile başlayabilirim.

Hepimizin hayatında vardır katlanamadıklarımız, sinir olduklarımız, kıskandıklarımız, moralimizi bozanlar, ruhumuza iyi gelmeyenler… Hiç düşündünüz mü neden o insanı tanıma fırsatı bile bulmadan, ilk görüşte “sevmediklerimiz” kategorisine ekleriz? Çünkü, o insanı, farkına bile varmadan, geçmişte tanıyıp, sevmediğimize kanaat getirdiğimiz birine benzetiriz.

Bazen bir mimik, sıkça kullanılan bir kelime, konuşma tarzı, duruş, tavır bile yeter… “Sinir oldum ona” deriz. Aslında o, bize, sinir olduğumuz birini anımsatır. Bilinçaltımız o sinyalı aldığında anında devreye girer. Ve beynimiz öyle hızlı iletir ki bunu bilincimize, biz ne olduğunu anlamadan, o insandan “negatif elektrik” almış oluruz.

İnsan olarak geçmişimizden etkilenmememiz söz konusu bile olamaz. Geçmiş bizim tahminimizden çok daha derinlerde bir yerlerde, sandığımızdan çok daha koyu karakterlerle yazılmıştır zihnimize ve kalbimize…

İlişkilerinizi düşünün… Karşı tarafın sizde eleştirdiği yönlerinizi bir geri sarıp irdeleyin. Sonra da bir düşünün bakalım, size tanıdık geliyor mu bu özellikler… Bence ailenizde birinde bunların çok benzerlerini bulacaksınız.

Sonuçta çocuk dünyaya bomboş, beyaz bir perde olarak gelir. Ve her yeni gün, her yeni deneyim üzerine yeni bir nakış olur. İstesek de istemesek de her yaşta, her dönemde, hamurumuz yoğrulup son halini alana kadar ,çevreden oldukça etkileniriz. Bizi etkileyen çevresel faktörlerin en başında da elbette anne ve babamız ya da bizi yetiştiren kişiler gelir. Onların bir sözü, bir hareketi bizim için tahminimizden çok daha etkili olabilir.

Çocukken insan dünyaya karşı güçsüz, ufak, etkisiz hisseder kendini. Öyledir de aslında. Kendi kendine yetemez hiçbir çocuk. Hayatta kalmak için muhtaçtır ona bakacak olanlara. Bu dengesizliğin getirisi de işte az önce bahsettiğimiz etkileşimdir.

Peki bunun zararı neresinde? Şöyle düşünelim. Diyelim ki annemize, babamıza, ya da bizi büyüten kişiye oldukça benzedik… Ya onları beğenmiyorsak? Ya hareketlerini, seçimlerini, hayat tarzlarını doğru ya da kendimize uygun bulmuyorsak? Mecbur muyuz onlara benzeyip, onlarınkine benzer hayat çizgileri oluşturmaya?

Tabi ki hayır! Ama bunun için çaba sarf etmeliyiz. Aldığımız kararları, attığımız adımları finale varmadan yeniden gözden geçirmeliyiz. Bir de kendimize dönem dönem şu soruları sormalıyız: “Şu an yaptığım şeyi gerçekten istiyor muyum? Bunu kendim için mi yapıyorum? Bu yaptığım beni mutlu edecek mi?” İşte bu soruları net olarak yanıtlayabildiğimizde, geçmişin olası olumsuz etkilerini oldukça azaltabilmişiz demektir…

Yazar: Şeyma Çavuşoğlu

Şeyma, Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdikten sonra, Koç Üniversitesi’nde psikoloji okudu. Ardından La Salle Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamladı. Bir süre psikoterapi, eğitim ve grup çalışmaları yaptıktan sonra, akademik dünyaya geri dönmeye karar verdi. Şu an Lesley Üniversitesi’nde Yaratıcı Sanat Psikoterapileri alanında doktora programında tez aşamasında, equanimity (eşgörü) deneyiminin sanat ile ifadesini araştırıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s