Of! Dünyaya dönme vaktim geldi mi yine???

Ben arada bir kaçarım hayattan, “pause”a basar, hiçbirşey yapmam. Günlük gerekliliklerin dışına asla çıkmam. Bolca dinlenirim, içimde ne duygu varsa rahat rahat yaşarım. Sonra bir gün gelir çatar o an… Zaman öyle hızlı akmıştır ki etrafımda, daha fazla durmayı kaldıramaz hayatım ve isyanla beni geri çeker içine…

Aslında benim bu ertelemelerim hayatı sevmediğimden değil, zaman zaman ürktüğümden…

Çoğumuzda vardır bu erteleme huyu. Ve bugünün işini yarına bıraktıkça daha da büyür gözümüzde, daha da yapması zor bir hal alır… Öyleyse neden erteler insan?

Çok düşündüm bu sorunun cevabını… Bazen mükemmeliyetçilikten. Yaptığının ve yapacağının asla yeterli olacağına inanmadığından, korkar, gerilir insan bir sorumluluk aldığında ve erteler durur, o kendini yargılama anı hiç gelmesin diye.

Bazen de gelişmemiş özgüvenden. Mükemmeli aramıyordur belki insan ama beğenmek ve beğenilmek ister bir iş yaptığında… Hayatı boyunca, özellikle gelişim çağlarındayken takdirden yoksun kalmışsa, yaptığı iyi şeyler hiç övülmemiş, yaptığı en ufak hata ise gözüne sokulmuşsa, iş bitirmekten korkar hale gelir. Bilinçaltı, yaptığı her işte bir hata olacağına ve asla karşı tarafı mutlu edemeyeceğine inanır. Dolayısıyla denemeye bile yeltenmeden erteler durur.

Aslında açıklayınca hemen çözülebilecek bir sorun gibi görünüyor bu erteleme huyu. Ama insanın en derinlerine işlenmişse bu “mesaj”lar, onların üzerine yenilerini yazmak zaman alıyor. Ve tabi bolca da pratik yapmak gerekiyor.

Ben, bazen kendimi daha bir zorlamaya ve savaşmaya müsait oluyorum. O güçlü ve dinç dönemlerimde üzerine gidip, ertelemeden, hemen o an halletmeye çalışıyorum yapacaklarımı…

Bazen de bir türlü dizlerimi kırıp, oturamıyorum işimin başına… Böyle zamanlarda kendime “pause” hakkımı tanıyorum ve gücümü topladığımda hayat denen yarı keyif yarı savaşın içine yeniden giriyorum…

Zaten en önemlisi en ağır eleştirmenimiz olan kendimizi bu konuda eğitmemiz ve kendimize kendisine anlayış göstermesini sıkça hatırlatmamız… Kalan taşlar da zamanla elbet yerlerine otururlar…

Yazar: Şeyma Çavuşoğlu

Şeyma, Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdikten sonra, Koç Üniversitesi’nde psikoloji okudu. Ardından La Salle Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamladı. Bir süre psikoterapi, eğitim ve grup çalışmaları yaptıktan sonra, akademik dünyaya geri dönmeye karar verdi. Şu an Lesley Üniversitesi’nde Yaratıcı Sanat Psikoterapileri alanında doktora programında tez aşamasında, equanimity (eşgörü) deneyiminin sanat ile ifadesini araştırıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s