Bir in bir çık… Nam-ı diğer: Hayat.

Hayat hep böyle mi olacak? İnişler ve çıkışlar… Hep çıkmak mümkün değil mi hayatta? Bazen kendimi öyle iyi hissediyorum ki… Nedensiz gülümsüyorum, herkese selam veriyorum, her yaptığımdan, tattığımdan keyif alıyorum, yeniliklere açık oluyorum, insanlara anlayışlı davranıyorum… Bazense… Aman Tanrım… Anlatmak bile korkunç geliyor. Burnumdan soluyorum adeta… Keyifsiz, huysuz, kaprisli, tatmin olamayan, hiçbir şeyi beğenmeyen bir cadıya dönüşüveriyorum. Arada olduğum ender dönemlerim de oluyor. Ama ben o dönemleri de sevmiyorum. Çünkü duygusuz geçiyor o dönemler. Ne olumlu ne olumsuz… Hiçbir şey hissetmiyorum hayata dair…

Benim derdim pozitif kalamamakla. O kadar iyi hissederken kendimi, aniden gelişen bir olayla sarsılıp, gerisin geriye negatif çerçeveme dönüveriyorum. Bir anda, az önce anlayış denizinde yüzdüğümden fark etmediğim, milyonlarca detay batmaya başlıyor gözüme. Oturduğum sandalye rahatsız geliyor, yediğim yemeğin tuzunun fazla kaçmış olduğunu fark ediyorum, televizyondaki dizilerin salaklığından yakınıp birine kitleniyorum saatlerce, ve zaman hızlıca akıp geçiyor. Uyku vakti, derin bir dinlenme, ve ertesi gün… Hadi yeni baştan. Güne ya negatif ya pozitif başlıyorum ve gün içinde sürekli vites değiştiriyorum…

Aslında tutarsızlık yine kendi içimde… Sonuçta duygudurumlarımızı genel hatlarıyla iki kategoriden birine yerleştirebiliriz: Ya pozitif ya negatif… Yani yaşadığımız bir duygu ya iyi ve olumlu bir duygudur, ya da kötü ve negatif bir duygudur. Bu kategorilerin dışında kalmak demek, yani nötr olmak, duyguların uzağında durmak, herşeye belirli bir mesafeden bakmak demektir. Bu da bana hiç uymayan bir durum. Dolayısıyla benim her saniye mutlaka bir şeyler hissediyor olmam gerekiyor. Ve genel olarak hayata baktığımızda, olumsuzluklar çoğunlukta olduğundan ve bende illa hissedeceğim diye tutturduğumdan, olumsuz günlerim, saatlerim, anlarım çok oluyor…

Yani, eğer hislerinize karşı duyarsızlaşmak istemiyorsanız, bu iniş-çıkışları kabullenmek gerekiyor. Ve söz dönüp dolaşıp yine kendine karşı dürüst olmanın ve kendini, değiştiremediğin ya da değiştirmek istemediğin noktalarda, olduğu gibi kabullenmenin hayatta bir önşart oldğuna geliyor. Boşuna “kendinle barış” dememişler…

Yazar: Şeyma Çavuşoğlu

Şeyma, Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdikten sonra, Koç Üniversitesi’nde psikoloji okudu. Ardından La Salle Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamladı. Bir süre psikoterapi, eğitim ve grup çalışmaları yaptıktan sonra, akademik dünyaya geri dönmeye karar verdi. Şu an Lesley Üniversitesi’nde Yaratıcı Sanat Psikoterapileri alanında doktora programında tez aşamasında, equanimity (eşgörü) deneyiminin sanat ile ifadesini araştırıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s