Tepki

Hayatın bana öğreteceği dersi bekliyorum yıllardır… Bütün deneyimlediklerimin, hissettiklerimin, korktuklarımın, sevdiklerimin, saplanıp kaldıklarımın, arkama bakmadan kaçtıklarımın beni bir yere getirmesini bekliyorum. Bir süre bu umut beni ayakta tutuyor… Ardından, gökyüzünü bulutlar kaplamaya başlıyor, güneş görünmez oluyor, gök gürlüyor, şimşekler çakıyor ve yağmur başlıyor… O anda silinip gidiyor yılların birikimi. Ve ben kendimi yeniden koca bir evrende minik, anlamsız, kara bir nokta olarak buluyorum. İşte o andan sonra, ne yöne gideceğimi bilemiyorum.

Çocukluğumdan beri böyle hissettiğimde hep doğaya sığınırım. Doğayla içiçe olmak, konuşmak, dertleşmek… Çoğu insana delilik olarak gözüken doğa aşkı beni bu hayatta tutan ender zevklerden biridir… Ama bugün bir belgesel izledim. “The Cove”. Belki de geç kalarak izlediğim bu mini-film beni o mini-nokta olma hissine geri itti.

İsyan etmek istedim. İnsanoğlunun doğaya olan negatif etkisine bir tepki vermek geçti içimden. Ama nefes alacak gücü bile bulamadım içimde.

İnsan nasıl bu kadar kör, bu kadar vurdumduymaz olabiliyor?

Ve ben nasıl bu kadar tepkisiz, hareketsiz kalabiliyorum?

Bunun bir yolu olmalı… İçimdeki yaşam enerjisini bulmanın ve edineceğim amaç doğrultusunda kullanmanın bir yolu olmalı…

Bir dostum “-meli,-mali”larından kurtulmadan özgür olup, istediğin yöne uçamazsın demişti. Belki de ilk adımım bu ol-MALI… Her kafadan çıkan sese takılıp kalmak yerine, kendi sesimi bulmak; şartlanmalardan uzak durmak ve kendime hızla akıp giden hayatın içinde bir yer edinmek…

Yetmeyenlerle yetinmek, fazlasını beklemekten vazgeçmek, kendimi mümkün olduğunca mutlu etmek, sevgiyle anmak ve sevgiyle anılmak, güzel bir kalbe sahip olmak, içimdeki çocuğu öldürmeden yoluma devam etmek ve bunca yıldır bana sadık bir dost olmuş doğa için bir şeyler yapmak…

Aslında istemek önemli… Ve o isteğe tutunup harekete geçmek… Kalbimin tam ortasında bir şey kımıldadı sanki, bir umut kırıntısı… Ona tutunmayı başarabilirsem eğer, hayatın bana öğreteceği dersi beklemek yerine, ben ona tepkimle bir ders verebilirim belki…

Dipnot: http://www.takepart.com/thecove Yunussuz bir dünya düşünmek istemeyenlere…

Yazar: Şeyma Çavuşoğlu

Şeyma, Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdikten sonra, Koç Üniversitesi’nde psikoloji okudu. Ardından La Salle Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamladı. Bir süre psikoterapi, eğitim ve grup çalışmaları yaptıktan sonra, akademik dünyaya geri dönmeye karar verdi. Şu an Lesley Üniversitesi’nde Yaratıcı Sanat Psikoterapileri alanında doktora programında tez aşamasında, equanimity (eşgörü) deneyiminin sanat ile ifadesini araştırıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s