Sabırla, Azimle, Aşkla…

İçimden akıp giden inanılmaz bir aşk taşıyor. Yıllardır tutsak etmişim duygularımı içime. Yaşıyorum sanırken, her gün yeni bir şeyleri kilitlemişim parmaklıkların ardına. Upuzun bir kule yapmışım. Rapunzel’i okumuşum ya, duygularımın saç salmalarına bile izin vermemişim. Oysa duygu dediğin, özgürce, hele korkusuzca yaşanınca, nasıl da dopdolu bir şeymiş. Anlatması bile zor inan. Anlatmak belki de mümkün değil yaşamamış olana. Ama anla işte. Yazının ritmini hisset damarlarında. Nasıl hoplatıyor içini her kelimenin zihnine dokunması. Öyle düşün. Her harf bir dokunuş olsa, ne çok uyarıldın bu geçen upuzun cümlede. İşte tam da böyle bir şey yaşamak. Her an, her dokunuşta, her serzenişte, her temasta kendini bulmak. Yeniden, yeniliklerden kaçmadan, her kapıdan gireni olduğu gibi kucaklayarak… Aman tanrım! Nerelerden uçurmak o uçurtmayı, bilmediğin bin bir rüzgara eşlik etmek yemyeşil çayırlarda, kumlara basıp ayaklarından akan elektriği bırakmak okyanusun yerle bir eden dalgalarına, güç bulmak kahkahanda, özgürce dinlemek en sevdiğin şarkıları…

İşte ben böyle gecelerdeyim bu aralar. Her şey saniyelik dokunuşlarda değişiyor, ama temel hep aynı. Mutluluk değil bunun ortak paydası. Ne biliyor musun? Emin olma hali… O nasıl bir halse? Bilmek işte; ‘yaparım’ demek, ‘hallederiz’ diyebilmek; daha da ötesinde ‘halledemesek de, düşsek de kalkarız’ diyebilmek. Bilmek ucunda ölüm de olsa, ölmenin de doğal olduğunu.

Bu noktaya kolay gelmiyor elbet insan. Bunun yolu da sevdiceğim insanlardan, yaratılmış o güzel canlardan geçiyor. Kendini bilen, özüne sahip çıkan insanlardan öyle çok şey öğrendim ki… Canları sağ olsun. Dünyayı onlar kurtaracak bence. Bu kadar karanlığın, acının, sızının, umutsuzluğun tutsağı olan deneyim ve ilişki varken, saflık uzak gelebiliyor insan bilincine. Oysa o kadar yakınımızdaki o çocuksu tavırlar. Serbest bırakılmış tek bir kahkahaya bakıyor… Bulaşıveriyor anında. Bir de keyifli, kıpır kıpır bir parça çalıyorsa… Başla hafif hafif kafa sallamaya, bırak oynasın ayağın senden bağımsız… Her şeyi, hatta hiçbir şeyi kontrol edemezsin bu dünyada. İlikleme artık önünü, kalk ayağa dans et içinden geldiği gibi. Kendin ol. Hiçbir eleştiri, hiçbir bakış, hiçbir zorunluluk senin sen olmandan kıymetli değil ki; çünkü bu dünya ancak sen ve ben ve herkes kendi oldukça aydınlanıyor. Unutma, hiçbir karanlık azıcık aydınlığa dayanamaz. Bir yaksan ucundan, gerisi gelecek. Seni korkutan, geride tutan ne varsa; o atlayışı zorda kalınca yapandan dinle; atla, gitsin!

Sen inandığın her şeyi yapabilirsin! Biz inandığımız her şeyi var edebiliriz. Sabırla, azimle, aşkla…

Kalp ritmi

Yazar: Şeyma Çavuşoğlu

Şeyma, Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdikten sonra, Koç Üniversitesi’nde psikoloji okudu. Ardından La Salle Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamladı. Bir süre psikoterapi, eğitim ve grup çalışmaları yaptıktan sonra, akademik dünyaya geri dönmeye karar verdi. Şu an Lesley Üniversitesi’nde Yaratıcı Sanat Psikoterapileri alanında doktora programında tez aşamasında, equanimity (eşgörü) deneyiminin sanat ile ifadesini araştırıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s