Birine Kırıldığımda…

Biriyle ilgili bir derdiniz var. İçinizi kemirip duruyor… Bunu karşınızdakine söylemeli misiniz? Ve daha da önemlisi, söylemeniz gerekse, söyleyebilecek misiniz?

Ben, en çok kırıldığımı söylemekte zorlanırım. Biri beni üzen bir hareket yaptıysa, onunla yüzleşmek yerine, kendi kabuğuma çekilir, pasif-agresif bir şekilde, kendi içimde trip atar, kendimi o kişiden uzaklaştırırım. Oysa ne kadar büyük bir hata! Ve astarı ne kadar daha pahalıya patlıyor yüzünden…

Sonuçta ben o insana kırıldıysam, ona gerçekten çok değer verdiğimdendir. İnsan, sevmediği, takmadığı birinin hareketlerini umursamaz, dolayısıyla ona bozulmaz. Eğer biri sizin canınızı yakabiliyorsa, bu kişiye kalbinizden bir parça vermişsiniz demektir. Öyleyse, ben değer verdiğim, sevdiğim, hayatımda olsun istediğim birini, neden bu pasif-agresif tavırlarımla soğutuyorum ve kaçırıyorum? Bu, o insandan çok, kendime yaptığım bir kötülük değil midir? Peki ben bunu nasıl değiştireceğim?

Buradan yola çıkarak, yüzleşmenin, söylemek istediğimi söze dökmenin en doğrusu olduğu sonucuna vardım. Ve tabi ki her pasif-agresif tavra sığınmış kişi adına, ve en çokta kendi adıma, ilk fırsatta denedim… Ne mi oldu? Tam bir fiyasko! Ve anladım ki, ne söylediğinden çok nasıl söylediğin önemli! Ben söylemeyi bilmiyorum…

Başkalarıyla yemekteyken, iki lafın arasında, alçak sesle, şapsalça edilmiş bir sitemin kime ne yararı var ki?

İşin kötü yanı, insane bir kere deneyip, beceremediğinde hemen yılar. “Denedim işte, olmuyor! Ben bunu beceremiyorum.” der.

Oysa, insan değiştirmek istediği bir huyunu, ilk denemesinde değiştiremez. Bu mümkün değildir. Çünkü, onu değiştirmek istediğiniz güne kadar yapmışsınızdır aynı şeyi. Benim durumumda, pasif-agresifliği… Ben bu yaşıma kadar böyle yapmışım, bunu tecrübe etmişim, bunun piri olmuşum… Bunu değiştirip, yapıcı-aktif bir tavır takınmaya kalktığım ilk deneyimimde fiyaskoya uğramamdan daha doğal ne olabilir ki??? Denemeye, yanılmaya ve öğrenmeye devam etmem gerekiyor.

Yani, herhangi bir özelliğimizi, düşünce mekanizmamızı, bakış açımızı ya da hareketimizi değiştirmek istediğimizde başvuracağımız derman ne biliyor musunuz? Söylüyorum: Pratik, pratik, pratik…

Yılmadan, düştükçe yeniden kalkmak ve pratiğe devam etmek…

Biz yeni başladığımız her konuda, yürümeye yeni başlayan bir bebeğin koşmakta tecrübesiz olduğu kadar tecrübesiziz… Yani önce emeklememiz, sonra küçük adımlar atmamız, düştükçe doğrulup, gerekirse duvarlara tutunup, adım adım yürümemiz ve ancak gereken pratiği yaptıktan sonra koşmaya başlamamız gerekiyor…

Yani yol uzun… Benim için ise, yapıcı-aktif olma çalışmalarına devam… : )

Yazar: Şeyma Çavuşoğlu

Şeyma, Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdikten sonra, Koç Üniversitesi’nde psikoloji okudu. Ardından La Salle Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamladı. Bir süre psikoterapi, eğitim ve grup çalışmaları yaptıktan sonra, akademik dünyaya geri dönmeye karar verdi. Şu an Lesley Üniversitesi’nde Yaratıcı Sanat Psikoterapileri alanında doktora programında tez aşamasında, equanimity (eşgörü) deneyiminin sanat ile ifadesini araştırıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s