Anlatma

İnsanlar anlatılanlardan duymak istediklerini seçerler. Ve bazen arada kaynar anlatanın söylemek istediği. O noktada kendini görünmez hisseder insan. Bir derdi vardır ve iyi bir dinleyici ihtiyacındadır. Ama karşısındaki o konuyu hiç konuşmak istemez ve ne yapar eder onu söylemesini istediği cümlelere doğru yönlendirir. Bu bencillik midir?

Bencil olarak anılan insan her durumdan ve her kişiden bir çıkar elde eden, her şeyin kendi istediği şekilde olmasını bekleyen ve karşısındakinin ihtiyaçlarını göz ardı eden kişidir. Elbet bulur kendi istek ve çıkarlarını arka plana atan birkaç kişiyi ve onlarla mutlu mesut yaşar gider. Peki, o kişilerden birinin, bir gün rafa kaldıramayacağı bir derdi olduğunda ya da kendini daha var hissetmek istediğinde ne olur? O zaman ilişkinin dengesi bozulur ve iki taraf da huzursuz hissetmeye başlar.

Eğer yapıcı olunacaksa, böyle bir durumda kişiler, birbirlerini duymalarını ve yeni oluşumu anlamalarını sağlayacak birine başvururlar. Bir diğer ihtimal ise kendilerini çıkmazda bulmalarıdır. Belki bir süre konuşmazlar. İkisi de kendi kabuklarına çekilir. Ama yalnızlık zor gelirse, iletişime geçmeye karar verir, çoğunlukla da kavga ederler.

Kavganın ilişkilerin vazgeçilmezlerinden olduğu söylenir. Aslında iyi niyetle, karşı tarafa o an duyamayacağı ya da duymak istemediği şeyi söyleme çabasıdır kavga. Ve boşa kürek çekmektir. Çünkü kimse bağıran, sinirlenen ve inatlaşan birine karşı sakin kalıp söylediğini dinleyemez.

Ama insan anlaşılmak ister, hem de hemen… Hele onu duyamayan en sevdiklerindense, iyice gerilir anlaşılmadığını hissettiğinde. Peki, sevdiklerimizin bizi her zaman anlamasını beklemek ne derece gerçekçidir?

Ne yazık ki hayatta bazen hiç destek alamayız. Ne sevdiklerimizden ne yabancılardan… Bazen insanın kendisine ihtiyacı vardır ve kendisini anlamanın yetmesine… İnsanın her yaşadığı gelgitte kendisini anlayan birini bulması kolay olur bir şey değildir bu hayatta. Bırakın dünyayı ya da bir şehri, aynı ailede yetişmiş kişilerin arasında bile bu kadar farklılığın olabildiği bir düzende, insanın kendisini anlayabilecek kadar ona benzeyen birini bulma olasılığı nedir ki?

Öyleyse neden yetmez kendini anlamak? Tüm bu verilere sahipken ve bunun gerçekçi olmadığını bilirken, neden hala bekler insan onu anlayacak en az bir kişiyi bulmayı? Belki de küçüklüğünden beri içine işlenmiş onay alma çabası ya da “Evet, haklısın!”’ı duyduğunda aldığı hazdır bunu insana yaptıran. Sebebi her neyse, sonucun mutlulukla taçlanmadığı kesin. Acaba ne lazım insana, kendisine verdiği onayın yeterli olabilmesi için?

Yazar: Şeyma Çavuşoğlu

Şeyma, Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdikten sonra, Koç Üniversitesi’nde psikoloji okudu. Ardından La Salle Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamladı. Bir süre psikoterapi, eğitim ve grup çalışmaları yaptıktan sonra, akademik dünyaya geri dönmeye karar verdi. Şu an Lesley Üniversitesi’nde Yaratıcı Sanat Psikoterapileri alanında doktora programında tez aşamasında, equanimity (eşgörü) deneyiminin sanat ile ifadesini araştırıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s