Algının Dengesi

Her gün, her yıl, her yaş ve her anı insanın algısını değiştirebiliyor. Geçmişte bambaşka gördüklerim, bugün o kadar farklı gelebiliyor ki gözlerime. Anlamı bile değişiyor herşeyin. İlişkiler yetişkin boyutunda algılanıyor, sonuçlar ve çıkarlar önem kazanıyor, bencillik masumiyetini kaybediyor ve insan, “hep mutsuzum”u hissettiği ama bir türlü dile getiremediği bir döngünün içinde kuyruğunu yakalamaya çalışıp duruyor.

Diğer yandan, insan yaş ilerledikçe ve devinime zaman ayırdıkça kendini tanır, sahiplenir ve sever oluyor. Hataları, bilinmeyenleri ve eskiden kalma pişmanlıkları kabullenmek gün geçtikçe kolaylaşıyor. Zaman insanı arındıran bir su gibi üzerinden akıp geçiyor. Olgunlaşan ve ana hakim olmanın önemini anlayan insan da çocuksuluğun masumiyetinin ve gençliğe özgü cesaretin kıymetini daha bir bilir oluyor.

Ellerimden akıp geçti demek yerine o masumiyet ve cesareti hayatında taşımayı bilebilirse insan, kaybetmemiş oluyor geçmişin güzelliklerini. Belki risk almak, sonuçlara şahit oldukça zorlaşıyor ama aynı zamanda her güzelliğin içinde bir risk olduğunu anlıyor insan. Her kavuşmanın, içinde ayrılık riskini barındırması gibi…

Aslında bugünü yaşamak zorundayım demekle olmuyor şimdinin değerini bilmek. Geçmişle barışmakla başlayan ve geçmişten beslenerek devam edilen bir yolculuk şimdinin içinde olmak. Hep bir şeye sahip olunduğunda, onun her ana yayılacağını zannediyor insan. Oysa, anın içinde kalabilmek her haftanın her gün ve saatinde olacak bir şey değil ki… Arada geçmişin rüzgarlarının estiği, gelecek beklentilerinin peşinden gidildiği, anlamsızların anlık anlamlarda tüketildiği günler de olacak elbette.

“Hep mutlu olmanın bir yolu var mı?” sorusunun cevabı olumsuz ama cevabın anlamı gerçekçi derecede olumlu. Hep mutlu olamaz insan; çünkü mutsuzluk da hayatın ve insanın doğal yapısının bir parçası. Olumsuz olmadan olumlunun değerini anlayamaz insan diye öğretirdi büyükler. Hastalanmadan sağlığının değerini anlayamıyor insan. Belki de mutsuzluk ve gözyaşı da kahkaha ve neşeyi daha değerli kılmak için vardır hayatımızda.

Anlamanın rahatlık getirdiği en önemli hayat dersi, hayat dengesinin içinde her madalyonun iki yüzü olduğunu hatırlamaktır. Hep mutlu olamazsın ama bu mutlu olduğun zamanların var olduğu gerçeğini silip atmaz. Hani en ufak bir kırgınlıkta, kavgada, zorlukta tüm olumlu gelişmeler hiç olmamış gibi yıkılır ya insan; işte buna gerek yok aslında. O anların yorucu ve yıpratıcılığı kadar gerçek geçmiş mutlu anların huzuru. Ve mutsuzluğun ardından yeniden mutluluğun geleceği…

 

Yazar: Şeyma Çavuşoğlu

Şeyma, Notre Dame de Sion Lisesi’ni bitirdikten sonra, Koç Üniversitesi’nde psikoloji okudu. Ardından La Salle Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamladı. Bir süre psikoterapi, eğitim ve grup çalışmaları yaptıktan sonra, akademik dünyaya geri dönmeye karar verdi. Şu an Lesley Üniversitesi’nde Yaratıcı Sanat Psikoterapileri alanında doktora programında tez aşamasında, equanimity (eşgörü) deneyiminin sanat ile ifadesini araştırıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s