Hep ne istediğimi bilmek isterdim. Başkaları benim adıma o kadar çok şekillendirdi ki gerçeklerimi, zamanla kurduğum hayalleri unutur oldum. Seçerken başkalarına sormaya alıştım, karar almayı unuttum, zevklerime ve kendime özgü tatlarıma yabancılaştım.
Sonra, uzaklara gittim. Orada kendime bir hayat kurmaya çabaladıkça, gördüm ki, içimde hiç tanımadığım, sesini bile ilk kez duymaya başladığım biri var. Hemen çıksın, konuşsun, coşsun, yaşamaya başlasın istedim. O kadar kolay olmadı. Öyle kırılgan, öyle tedirgindi ki… Zaman aldı açılması… Zaman aldı kendimle tanışmam.
Şimdi, kendini bulmaya biraz daha yaklaşmış, hayatla samimiyetini arttırmış, güzelliklerden de çirkinliklerden de payına düşeni almış, sarsıldıkça köklerine daha bir tutunmuş biri duruyor karşınızda. Ama hep dedikleri gibi, bu bitmeyen bir yolculuk. Ve ben, yolculuğumun bu evresinde, uzun bir zamandır, neye kavuşmayı en çok dilediğimi düşünüyordum. Buldum… Ama o’nun, benim için, ne derece ulaşılabilir olduğunu kestiremiyorum.
Merak ediyorum… Acaba, o’nu kalbimin en ortasına yerleştirsem, tüm içtenliğimle o’nu dilesem, ne gerekiyorsa, elimden gelen ne varsa yapsam… Mümkün mü o’na kavuşmam? Yani matematiği nedir bu işin? Birşeyi çok istemenin ve çok çabalamanın, insanı o şeye ulaştırma olasılığı nedir?
Bu sorunun cevabını bilmiyorum… Ama bildiğim bir şey, o’nu, bu belirsizliğin beni yıldırmasına izin vermeyecek kadar çok istediğim… Ve bildiğim diğer bir şey, isteğimin kuvvetinin herşeyden daha önemli olduğu. O’nu yeterince istersem… Kim bilir?..